Uzun yıllar İzmir’ de yaşayan biri olmama rağmen Foça’ya taşınmamızdan önce İzmir At çiflikleri ve at binme yerleri olduğundan bihaberdim. Foça da evimize 500m civarında uzaklıkta olan hara evimden sonra beni en dinlendiren yer olmayı başardı. Yetiştirilen tayları, atları özgürce oynarken gezerken seyretmek, onlar koştukça havalanan yelelerini görmek bende tutku olmaya  başladı hatta zamanla git geller yaptıkça atların değiştiğini fark ettim. Merak edip yetiştirdikleri atların nereye gittiğini sordum. Meğer bazıları seçiliyor ve koşular için veriliyorlarmış. En özelleri tabi ki tahmin edersiniz ki! Diğerleri de İzmir ve Yurt genelinde At Çiftliklerine, at Binme tesislerine gönderiliyormuş. Bir an yüzüm nasıl bir düştü ise bana o esnada bahsettiğim gibi bir transfer için hazır olan özel aracı gösterme gereği gördüler sanırım..

Tren vagonları gibi düşünün. Ama kafes kafes değil. İçerisinde bölümler ve her bölümde yumuşak kaplaması olan ahşap alanlar var. Teker teker bu bölümlere alınarak yolculuk esnasında zarar gelmemesi için eğerleniyorlar. Temel ihtiyaçları için su ve yemek bölümleri de var. En hoşuma giden de karanlık değil. Kafesli pencereleri var, hem hava alarak gidiyor hem de çevreyi görüp korku yaşamıyorlar. Üstelik birbirlerini de görüyorlar.Bu kadar özen ve ayrıntı beni etkilemişti gerçekten. Sorduğumda da aslında çok hassas kalpleri olduğunu öğrendim. Çok enteresan değil mi? O kadar koşuyor ve yoruluyorlar ama ufak bir korku onların kalbi için en büyük tehlike.

Aldığım bilgiler bende merak uyandırmaya devam etti. Aslında nedeni o kadar basit ki. Kökenimiz göçebe olan bir toplum olarak At sevgisi ve binicilik bize genlerimiz vasıtası ile atalarımızdan gelmiyor mu ? Sırf bu sebeple bile sadece spor ve eğlence olarak düşünmemek gerek kanısındayım. Binicilik , doğanın saf hali ile buluşmamıza, genetiksel özlemimizi gidermemize yol açan bir terapidir aslında. Terapi sözünü hafife almayın derim. Kanıtlanmış bir tesir aslında. Sadece atlar için değil tabi ki ama hayvanların insanlar üzerinde rahatlatıcı bir etkisi olduğu çok eskilerden bilinmektedir.

Hatta binicilik günümüzde terepotik amaçlarda da kullanılmaktadır.1950’ lerde başlayan terapi amaçlı binicilk dersleri hızla diğer ülkelerede yayılmıştır. The Federation of Riding in kurluşu yayılan bu akım ile 1985 de gerçekleşmiştir.

Ayrıca binicilik sanattır bence. Uyum sanatı! Sizi daha önce görmeyen bir canlı ile iletişime geçip, uyum kuruyor,onun üzerine biniyor ve aynı uyum eşliğinde koşuyorsunuz beraber. Dans gibi adeta… Uyum eşliğinde… Müziğiniz de kalp atışlarınız heyecanla…Tüm bunları topladığımız zaman; hatfa içlerinde yaptığız koşturmacalar, trafik, kaos derken keşmekeş bir koşturma sonrasında haftayı doğanın en saf ve gerçek hali ile bitirmek, kadim dostlarımız bizleri sevelim diye bekleyen atlar ile bitirmek neden olmasın. Hatta İzmir gibi bu konuda çok şanslı bir ildeyseniz.

Bu alanda son derece profesyonel eğitmenler,ve eğitimli atları ile hizmet veren nezih yerler olduğunu ben bile biliyorum artık. Kapalı alanlarda vakit öldürmektense hem doğa ile kucaklaşmak, hem biz sevelim diye beklemekte olan canları görmek, onlara izin dahilinde yemek vermek ve onlarla koşmak çok daha eğlenceli olacak inanın.продвижение сайтовoptimization googleюрист дтп

Hemen Ara!